Atatürk’ün Ölümü

0 Paylaşımlar

Yıl 1938… Günlerden 10 Kasım… İstanbul Hukuk Fakültesi’nde bir Alman Profesör 10 Kasım günü acı haberi duymuş ve derse gireyim mi, girmeyeyim mi diye kararsızlık içinde kalmıştır. Rektörün yanına giderek, “Efendim, kararsızım, acaba ne yapsam?” diye sormuş. Rektör, “Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yapıyorsanız onu yapınız.” cevabını verir. Profesörün cevabı öyle çok şey anlatmaktadır ki, “Bizde hiç böyle büyük bir adam ölmedi ki…”
(İlknur Güntürkün Kalıpçı – Doğa ve Çevre Anlayışıyla Atatürk)

Dünyanın Kaybı

Rengin çizemeyeceği, kalemin yazamayacağı, notanın haykıramayacağı bir matem içindeyiz. On sekiz milyon kalp, bir göğüste hıçkırıyor!

Bir milleti ölümden kurtaran adam öldü…

Hepimizin yüreğinde bir cenaze var. Baştan başa, yurdun her kapısından aynı tabut çıktı…

Alnı secdeden parlamış, yan kasketli ihtiyarların ak sakallarından yaşlar akıyor. Ölüm muammasına yabancı çocuk gözleri ağlamaktan kızarmış. Evlerden sokaklara, sokaklardan evlere hıçkırık taşıyor…

Ve günler geçtikçe, suya düşen bir taşın halkaları gibi bu matemin genişlediğini görüyoruz: Onun hayatı gibi, ölümü de hudutlarımızı aşıyor. Radyolar, onun acısıyla inleyen birer ağız, telgraf telleri bu felaketle ürperen birer sinirdir…

Dünyanın her köşesinde bu yıkılan dünya için dövünenlerin sesleri geliyor…

Ne mi kaybettik?..
Hayır, yalnız biz ne kaybettik diye düşünmeyelim. Dünya ne kaybetti?
(Yusuf Ziya Ortaç- Orhan Seyfi Orhun / Akbaba, 11 Sonteşrin 1938)

*

Orhan Erinç’in Kültür Üniversitesi’nin katkılarıyla hazırladığı ve Cumhuriyet gazetesinin(10.11.2015) okurlarına bir armağan olarak sunduğu “10 Kasım Atatürk’ün ardından ne yazdılar?” isimli kitabı, yerli ve yabancı pek çok ismin atamızın ardından yazdıklarıyla oluşturulmuş. İlk bölümde yerli yazar ve düşünürlerimizin, basın mensuplarının yazıları varken, sonraki bölümde dünyanın pek çok ülkesinden kişi ve kurumlar adına yayımlanmış yazılar bulunuyor.

“Hiçbir çağdaş isim, Atatürk kadar büyük saygı telkin edemedi.” (Observer – İngiltere)

“Onun hakiki büyüklüğünü zaman gösterecek.” (Deutsche Allgemeine Zeitung – Almanya)



Ölümünün ardından tüm dünya tarafından ve tamamı olumlu denilebilecek pek çok şey söylenen atamız, sanırım en çok bu iki gazete tarafından yazılanlarla tarif edilebilir.

Öncelikle Atatürk’ün büyüklüğünün ilk ve asıl nedeni elbette çağdaşlarıyla olan mukayese sonucu ortaya çıkan çok büyük farklılıklarıdır. Zira onu asıl büyük yapan şey, yaptıklarını tüm dünyada iki savaş arası denilebilecek bir dönemde ve çağdaşlarına göre oldukça demokratik yollarla başarmasıdır.

Onu büyük yapan ve bu büyümeyi her geçen gün daha da devasa hâle getiren ikinci şey ise, şüphesiz ki Alman gazetesinin öngördüğü gibi aradan geçen zamandır. Zira bugün hâlâ pek çok geri kalmış ülke aydını, onun Türkiye’de yaptıklarını kendileri için yapacak bir liderleri olmadığı için yakınmakta ve kadere lanet okumaktadırlar. Bunu en son Taliban dehşetiyle yüzleşen Afganistan’da gördük maalesef.

Dünyanın Sevdiği Adam

Tarihte çok az kişiye nasip olmuş bir yönüyle Atatürk, belki de gelmiş geçmiş tüm liderler arasında bu yönüyle en başta gelenlerden biridir. O, tüm dünyanın sevdiği bir liderdir. Öyle ki en gelişmiş ülkelerden, Afrika kıtasının geri kalmış ülkelerine ve hatta bizzat savaşarak yendiği ülkelerin halkları ve hükümetleri tarafından bile sevilmekte ve sayılmaktadır. Fakat şüphesiz ki bu sevgi ve saygı boşuna değildir.

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız.
Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır.
Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”

Söyler misiniz, başka hangi lider böyle bir metni kaleme alabilir ve daha birkaç yıl önce ülkesini işgal için gelmiş düşman bir devletin askerlerinin annelerine, böylesine anlamlı ve nazik bir üslup ile seslenebilir. Her şey bir yana, bir devlet başkanı olmasını bırakın, hayatının büyük bölümü cephelerde geçmiş hangi insan, bir zamanlar savaştığı ordunun askerleri için “Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” diyebilir.

Yakup Kadri’nin onun için söylediği yüceltici ve tam da hak ettiği şey bu nedenle, onu tanımlamak için her fırsatta ve mutlaka söylenmelidir: “Ölüsü bile bizden ileri!”

10 Kasım 1938’de ölen adam bir devdi,
Şüphesiz ki tüm dünya onu, bu nedenle sevdi…

Deneyimlerini İfadelerle ve Yorumunla Paylaş
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

Back To Top